Allâh Mekânsız Olarak Vardır

Allâh-u Teâlâ Âli İmrân Sûresinin 110. âyetinde şunu bildirmektedir: “(Ey Muhammed’in ﷺ ümmeti) Siz ümmetler içinden çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allâh’a îmân edersiniz.”

İmâm Buhârî’nin rivâyet ettiği bir Hadîs-i Şerîf’te Peygamber Efendimiz ﷺ şöyle buyuruyor:

“Dînimiz nasihat dînidir.”

Yukarıda beyan edilen Âyet-i Kerîme ve Hadîs-i Şerîf’e binaen, Allâh’ın rızasını kazanmak amacıyla sizleri, Müslümanlar arasında yayılan çok büyük bir hatadan uyarmayı kendimize vazife bildik.

Maalesef günümüzde dinimize aykırı olan sözlere çokça rastlamaktayız. Bu sözlerden bazıları “Allâh’a îmân” konusu ile alakalıdır. Örnek verecek olursak; kimi insanlar doğru olmayan ve söylenmemesi gereken şu sözleri söylüyorlar: “Yukarda Allâh var”, “Allâh göktedir”, “Allâh Arş’ın üzerinde oturuyor”, “Allâh Arş’ın üzerindedir”, “Allâh (zâtıyla) her yerdedir”, “Allâh âlemin içine erimiştir”, “Allâh her gece Arş’tan dünya semasına iner” vb… Şüphesiz ki bu tür ifadeler İslâm inancına aykırı olmakla beraber, Allâh hakkında kullanılmaları caiz olmayan ifadelerdir.

Biz Müslümanlar’ın inancı, Allâh’ın mekânsız olduğudur. Çünkü mekânlar yokken Allâh mekânsız olarak vardı. Mekânları yarattıktan sonra da Allâh yine mekânsız olarak vardır. Nitekim İmâm Şafii ve diğer âlimlerin buyurduğu gibi Allâh’ın zâtında ve sıfatlarında değişiklik olmaz. Ayrıca bir mekânda olanın o mekâna ihtiyacı vardır. Bununla beraber hacmi, sınırı ve şekli vardır. Allâh ise bu tür sıfatlardan münezzehtir. Bu inanç bütün Peygamberlerin, sahâbilerin, tâbiînin ve bu güne kadar Peygamber Efendimize tabi olan Ehl-i Sünnet vel Cemaatin tümünün inancıdır. Allâh’ın zamandan ve mekândan münezzeh olduğuna îmân etmeyen kişi iman etmiş sayılmaz. Bu bölümde, bu konuyla alâkalı delilleri dikkatli bir şekilde okuyunuz.

Eş-Şûrâ Sûresi’nin 11. Âyet-i Kerîmesi’nin manası şöyledir: “Hiçbir şey Allâh’ın benzeri değildir.”

En-Nahl Sûresi’nin 74. Âyet-i Kerîmesi’nin manası şöyledir: “Allâh’ı yaratılmışlara benzetmeyin.”

Âli İmrân Sûresi’nin 97.  Âyet-i Kerîmesi’nin manası şöyledir: “Allâh hiçbir şeye muhtaç değildir.“

Resûl-u Ekrem ﷺ meâlen buyurur ki: “Allâh vardı ve O’ndan başka hiçbir şey yoktu.” (İmam Buhârî)

Büyük sahabilerden İmâm Ali buyurur ki: “Allâh vardı, mekân yoktu; Allâh mekânları yarattıktan sonra yine mekânsız olarak vardır.”

Yine İmâm Ali der ki: “Şüphesiz ki Yüce Allâh; Arş’ı, Kudretinin azametini göstermek için yaratmıştır; orayı mekân edinmek için değil.” (Ebû Mansur El-Bağdadî, “El-Fark-u Beyne’l Firak”)

İmâm Ali başka bir sözünde de şöyle der: “Her kim Allâh’ın sınırlı olduğunu zannederse, o kişi Allâh’ı tanımamıştır.”

İmâm Ebû Cafer Et-Tahâvî buyurur ki: “Altı yön bütün yaratılmışları kuşatır ama Allâh’ı asla kuşatmaz.” (Tahâvî Akidesi)

İmâm Ahmed Er-Rifâ’î der ki: “Allâh’ı bilmenin en yüksek derecesi; O’nun varlığının keyfiyetsiz (şekilsiz, niteliksiz, biçimsiz) ve mekânsız olduğuna inanmaktır.”

Hanefî Mezhebi Âlimlerinden Ebu’l Mehâsin El-Kavukcî der ki: “Allâh yerde de gökte de mekân tutmamıştır. O, mekânsız olarak vardır. O’nu kalpte hayal etmek ve düşünmek de mümkün değildir. O’nun varlıklar arasında hiçbir benzeri yoktur.”

İmam Abdulğanî En-Nâblusî der ki: “Kim Allâh’ın gökleri ve yeri doldurduğuna veya Arş’ın üzerinde oturan bir cisim olduğuna inanırsa, o kişi her ne kadar kendisinin Müslüman olduğunu iddia etse de kâfirdir.” (El Fethu’r Rabbânî, s:124)

Meşhur Âlimlerden Muhaddis Muhammed Zâhid Kevserî der ki: “Beyazî’nin İşâratu’l Merâm’ından aktardığına göre, Ebû Hanîfe şöyle diyordu: Bir kimse ‘Rabbim gökte midir, yoksa yerde midir, bilmiyorum.’ derse küfre düşer. Çünkü Allâh-u Teâlâ’ya yön tahsis etmiştir. Kendisine yön tahsis edilen her şey zorunlu olarak muhtaç ve muhdestir (yaratılmıştır). Bu ise, Allâh-u Teâlâ hakkında apaçık bir noksanlıktır. Allâh’a cisim ve yön isnat eden bu kimseler, duyularla kendisine işaret etmek mümkün olan şeylerin dışında var olanı inkâr etmiş olur. Böylece bu kişiler cisim olmaktan ve bir yönde, tarafta ve mekânda bulunmaktan yüce olan Allâh’ı inkâr etmiş oluyorlar. Bu durumda onların küfrü apaçık ortadadır.” (Makâlât’ul Kevserî; s:368-369)

Meşhur Âlimlerden Zâhid Kotku der ki: “Allâh Teâlâ birdir, kadîmdir. Araz, cisim, cevher, musavver, mahdûd ve madud değildir. Mâhiyet ve keyfiyetle de vasfolunamaz. Bir mekâna muhtaç değildir. Üzerine zaman geçmez. O’na hiçbir şey benzemez.” (Ehl-i Sünnet Akaidi, s:139)

“Müşebbihe, Ĥalık-ı Žu’l-Celâl’a mahlûklar gibi uzuvlar isnat ederler ki onların da arkasında namaz kılmak caiz değildir, İslâmiyet’ten çıkmışlardır. Allâh’a mekân isnat eden veya semadadır diyen de İslâm’dan çıkmıştır. Bununla Hakk Teâlâ’nın Arş üzerinde müstakar (kurulmuş) olduğunu kastedenlerin de küfrüne hükmolunur. Vay Vehhâbîlerin hâline!” (Ehl-i Sünnet Akaidi,  s:111)

Yukarıda zikrettiğimiz âlimlerimizin ve diğer İslâm âlimlerinin inancı, Allâh’ın mekânsız olarak var olduğudur. Bu inanç hak ehlinin inancıdır. Âlimlerimizden naklettiğimiz beyanlardan da anlaşıldığı üzere Allâh’a mekânı nispet etmek kişiyi îmândan ayırır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir